Röportaj: İskender Giray

Soğuk bir gün. Moda’da ellerimiz cebimizde dolaşıyoruz. Önümüzde haykıran bakışlarla “Ekmekçi Berkin’i Arıyor” heykeli bizi alıp çok da uzak olmayan zamanlara götürüyor… Bu etkileyici heykelin yaratıcısı Kadıköy, Moda’da yaşayan, üreten ve işlerinin çoğunu sokaklarda sergileyen İskender Giray. Giray’ın metal heykelleri ve çok boyutlu işleri, farklı bir yerden bakabilen insanlara, bilinen ama görmezden gelmeyi seçtiğimiz öyküler anlatıyor. Heykeltıraş, ressam, kuklacı, fizik mühendisi ve iyi bir anlatıcı olan Giray’la yaptığımız röportaj uzun süre aklınızı meşgul edecek.

Hikayeni başa sararsak; Fizik mühendisliği okudun, iş hayatı ve ardından hayal ettiğin dünyaya geçişinden bahseder misin?
Ben üniversiteye hazırlanırken sanat okuyabileceğimin farkında değildim. Herkes bana gerçek bir iş bulmam gerektiğini söylüyordu. Ben de fiziği çok sevdiğim için fizik okumaya karar verdim. Fakat yüksek lisans arayışlarım sırasında gördüm ki okulu boşuna okumuşum. Tabii ki hiçbir şey boşuna değildir ama hedeflediğim dünya adına boşuna bir hevesmiş.

Yurt dışına çıkıp ya da yurt içinde kalıp bir teorik fizikçi olabilirdim. Böyle bir hayat istiyor muydum? Hayır. MBA’yi bıraktım ve işe girdim. Fakat yaptığım işten de haz alamıyordum. Takım elbiselerimi bile anneme seçtiriyordum. Günde iki adet antidepresan kullanıyor, aynaya baktığım adamı tanıyamıyordum. Söylenen iş, ev, araba, evlilik ve çocuk denkleminin sonunda senden mutlusu olmaz dediler ama denklemin çoğu parametresini sabitlememe rağmen olmadı. Tak diye işi bıraktım, arabamı sattım ve bir hafta içinde hayatım değişti.

Kukla ve heykel konusunda kendini nasıl geliştirdin?
Babam çok küçükken marangozluk zanaatını öğretti bana. Yaşadığımız evin bir odası ahşap atölyesiydi. Evdeki tüm mobilyaları babam yaptı ve ben onu izleyerek büyüdüm. Hayatım boyunca da bir ustayı bir şey yaparken görürsem durup izlerim. Çok kıl sorular sorarım, affetmem. Bu şekilde kendimi geliştirmeye çalıştım.

Okulun şöyle güzel bir tarafı var; İnsanın çok uzun sürede alabileceği bilgiyi bir anda veriyor. Bunu hiçbir zaman küçümsememek lazım. Fakat bir handikapı da var ki böyle bir dalda okuyorsan sadece zanaat öğretmiyorlar, sanatın gerekliliklerini ve kalıplarını da öğreniyorsun. Sanat okumamam sayesinde fikirlerimde ve işlerimde daha özgür olduğumu düşünüyorum, böylece kimsenin etkisinde kalmadım.

iskender2b

Hidroelektrik santralleriyle yok edilen doğaya dikkat çektiğin “HES (Hayat=Su)” isimli heykeline Contemporary Art Istanbul’da rastladık. Yaratım sürecinle ilgili neler söyleyebilirsin? Neden HES’lerle ilgili bir heykel?
Yaklaşık bir yıldır Hes ile ilgili bir resim yapma fikir vardı aklımda. İşi kişisel sergime koymayı planlıyordum. Fakat o sırada Halka Sanat’tan aradılar. Ben de tamam o zaman size yapayım dedim ve bir heykel yapmaya karar verdim.

Neden HES ile ilgili olduğuna gelince. Dünyanın umrunda değil fakat doğa için çok kısa döngülerden bahsediyoruz. Mevcut yaşayan canlılar içinde en büyük rolü biz oynuyoruz, bizim umrumuzda olmalı. Benim çocuğumun veya benim yaşayacağım dünyanın bu şekilde olmaması derdindeyim. Ya ben, ya benim çocuğum ya da çocuğumun çocuğu yok olacak. Dolayısıyla bizi ilgilendiren bir zaman aralığında olacak bu yıkım. Bunu ne uğruna yaptığımız da önemli. Şu an Türkiye’deki tüm HES projelerinin tamamlanması halinde yirmi bin megavatlık bir enerji ortaya çıkıyor. Bu da Türkiye’nin genel ihtiyacının %5’i. 1500 adet HES yapılıyor. Bu 1500 dereyi, bununla beraber 1500 derenin etkilediği araziyi ve oradaki tüm canlıları yok etmek demek.

HES sadece bir heykel değil, bir balta ve ağacın gölgesinde oluşan hamile bir kadın görüyoruz. Çok boyutlu ve geçişli işlerinden bahseder misin?
“Tanığın adı: Adalet” ismini verdiğim bu heykel çok boyutlu işlerimin başlangıcı. Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan Themis’i yani adalet ve düzen tanrıçasının bir yorumu. Kılıcı ve terazisi elinden alınan Themis, göz bağını indirerek  mevcut adaletsizliklere tanıklık ediyor. Tanıklığı yüzünden de sistem tarafından boğuluyor. Hikayesi bu. Bu tip ışık ve yansıma dengeli işler devam edecek.

iskender4

Heykellerini yaratmadan önce kafanda çiziyor musun?
Son halinin hemen hemen nasıl görüneceğini kafamda tasarlıyorum. Tesadüf eseri oluşan işler de var ama hiçbir zaman başladığım işler ilk düşündüğüm şekliyle bitmiyor o kesin. Bir eskiz çiziyim, ona göre yapayım, yok olmuyor öyle. Biraz da iş kendini götürecek, suyun akması gibi, su akacak kendi yolunu bulacak.

Çalışmalarında Gezi direnişinden sonra ne değişti?
Gezi çok ümitsiz bir anımızda aslında o kadar da ümitsiz olmamamız gerektiğinin kanıtıydı. Benim gibi düşünen bu kadar insan olduğunu bilmiyordum. Çok büyülü bir süreçti. Tabi böyle büyülü süreçler duygusal insanların hayatlarında daha değişik izler bırakıyor. Beni üretmeye zorlayan bir süreçti. Aslında adalet heykelini geziden önce hayata geçirmiştim ama insanlara gösterebilecek şekilde üret dedi bana Gezi. Benim gibi düşünen insanların olduğunu öğrendim, eskiden az olduklarına inanıyordum.

Berkin için yaptığın “Ekmekçi Berkin’i Arıyor” heykelinden bahseder misin? Heykeli yaparken nasıl bir süreç yaşadın?
Hepimiz yakından takip ettik o koma dönemini. Sonrasında Berkin öldü ve kahrolduk. Aslında iki şeye kahrolduk. Hem Berkin’e, hem de komada kaldığı iki yüz küsür gün her gün ölen anne ve babasına. Artık bu aşamada vicdanı olan bir insan duramaz. Ben de ne yapabilirim dedim. Zaten seçim öncesiydi, her taraf bayrak, afiş. Dedim ki neden benim heykelim de o kaosun içinde yer almasın. Çok sinirli bir anımda yaptım. Genelde işlerime ya çok sinirli ya çok mutlu başlıyorum. Yani ne yapacağını bilemiyorsun, bir yere kusman lazım sinirini. İlk yaptığım akşam heykelin kafasıyla yattım. Benim böyle bir huyum var, işi taşıyabiliyorsam götürüp yatak odasına koyuyorum. Bitince tweet attım Kadıköy Belediyesi’ne, bu kadar görüntü kirliliği varken ben de heykelimi koyuyorum siz kaldırana kadar dedim. Sonra halk sahip çıktı.

Ne kadar zamanını aldı?
“Ekmekçi Berkin’i Arıyor” bir haftamı aldı. Bir akşam ne yapabilirim diye yattım, gece rüyamda görüp kalktım ve o heykeli yaptım. Yaptığım her heykeli ben rüyamda gördüm derim çünkü gerçekten görüyorsun, gözünü kapatıyorsun ve heykeli görüyorsun.

Direnişe katılanların hatırlanması için tasarladığın “Gezi Bisikleti”nden bahseder misin? Şu an nerede?
Amaç direnişi yaşayanları hatırlamak ve yaşatmak, yaşayamayanlar için ise biraz empati yapmalarını sağlamak. Üzerine çıkıp pedal çevirmeye başlayınca sistem çalışıyor ama sistemi çalıştıran sadece sen değilsin, senden önce çalıştırmışların biriktirdiği bir akü var. Bu akü sayesinde sistem çalışıyor, dışarıdan elektrik almıyor. Sen sisteme katkıda bulunduğun sürece çalışıyor ve direniş gerçekleşiyor. Sistemi çalıştırmaya başladığında bize geziyi hatırlatan fotoğraflar çıkıyor karşımıza. Polis şiddeti içeren fotoğraflar, komik duvar yazıları ve bize o dönemi hatırlatan her şey. Yaklaşık 32 kare. Bunları geziyorsun, amaç tüm fotoğrafları görene kadar direnmek. Bu süre boyunca korunmak için bir kask takıyorsun. Kaskın üzerinde hava üfleyen bir fan var, böylece vücudun yorulurken beyine bir rahatlama geliyor. Gezi parkı için yapılmış iki üç tane şarkı var, onlardan bir tanesi çalıyor. Siyasi görüşüne göre sağ ya da sol elini sıkarak ön tekerleği döndürüyorsun. Fotoğraflar arasında geziniyorsun, bir şey kaçırdığına inandığında ise bırakıp diğer elini sıkman gerekiyor. Bu da aslında hepimizin ortak bir görüşte buluştuğu vurgusu. Eğer görüşünde çok ısrarlı biri ben tek elimi kullanacağım diyorsa o zaman içinde bulunduğu çemberi tamamlaması gerekiyor, bu şekilde de vakit kaybediyor. Çevresinin dikenli tellerle sarılı olmasının sebebi zaten belli, olayın doğasında tehlike var.

iskender3
Ağaç İçin Ağıt” heykeli sürekli çalınıyor, sence bunun sebebi nedir? Heykelin son durumunu merak ediyoruz?
Heykel şu anda atölyemde. Belediye ile bir anlaşmamız vardı, heykelin bulunduğu noktaya ağaç diktikleri zaman ben heykeli geri alacaktım. Fakat 6 kere çalınma girişimi oldu, bunların 3’ünde de başarılı oldular. Hatta birinde heykel Halkalı’da bulundu. Neden çalındığına gelince; Büyük ihtimalle 5 liralık demir için veya daha kötüsünü düşünürsek herkes görmesin sadece ben göreyim, dur benim evimin bir köşesinde dursun düşüncesiyle çalınıyor. Çok bencilce ama insanoğlunun vicdansızlığının sınırı yok. Şaşırmıyorum, şaşırtmıyor hele bu coğrafyada.

Ne zaman koymuştun?
Yazın başında koymuştum o heykeli. Kimseye haber vermedim sadece kendi hesabımdan tweet attım. Çalındıktan 3 gün sonra biri Kadıköy Belediyesi’ne tweet atıyor; “İskender Giray’ın heykeli neden kaldırıldı?” diye. Ondan bir gün sonra belediyeden beni aradılar biz kaldırmadık diye. Heykeli aramak istediler, çoktan eritilmiştir diyip kapattım ben telefonu. Bu olaydan iki hafta sonra çat diye bir tweet; “Bu sizin heykeliniz değil mi?”. Halkalı’da bir evin bahçesinde bulunmuş. Şu an atölyemde beklemede ama yine yerine koyacağım.

Soma katliamından iki hafta önce maden işçileri için yaptığın duvar resminden bahseder misin?
Hep madenciler hakkında bir şey yapmak istiyordum. 1 Mayıs’ta tam zamanı olduğunu düşündüm. Bir kaza daha olacağı çok belliydi zaten, görmek isteyen herkes görür. İşleri tehlikeli, yeterli güvenlik önlemleri yok. Teknoloji olmasına rağmen kullanılmıyor, kullanacak düzeyde şirketler yok. Bunun bir yansıması olarak da işçilerin kurallara uymadığı öne sürülüyor. Bu duygularla başladım. Keşke olmasaydı ama yaptıktan 15 gün sonra da Soma katliamı gerçekleşti.

Toplumsal sorunları merkeze alarak ürettiğin çalışmaların çoğunu sokaklarda sergiliyorsun, koyarken insanların tepkisini merak ediyor musun? Açık havada sergilediğin işleri nasıl gözlemliyorsun?
Tabi çok merak ediyorum. Bazen uzakta oturup bekliyorum, kulak misafiri olursam başka biri gibi sohbete katılıyorum. Dolayısıyla her zaman bir alışveriş var. Şanslı bir yerde yaşıyorum, genel olarak pozitif bakan insanlar var bu tip işlere. Görmeyi bilen insanlar. Tabi baltalamaya çalışanlar da oluyor.

Benzetme kukla yapımına devam ediyor musun?
Şu sıralar pek devam edemiyorum. Uzun süre kukla yaptım kendimi geliştirmek için. Bu işte 3 farklı motivasyonum vardı: Öğrenmek, para ve iç huzur. Kukla yaparak söylemek istediklerimi söyleyemediğimi yani iç huzurumu sağlayamadığımı farkettim. Öğrenme konusundaki motivasyonumu da tamamladım. Yeterince yaptım, modelleme konusunda kuklaya ihtiyacım kalmadı. Dolayısıyla bu aşamada tıkanıyor insan. Yani beni heyecanlandıracak bir proje dışında yapamıyorum.

Çalışırken kimleri dinlersin?
Psikolojime göre değişir. Sepultura’ya dinlediğim de oluyor gençliğimden, Blues, Reggae dinlediğim de. Elektronik daha nadir dinliyorum eskiden daha fazla dinlerdim. Mesela The XX dinliyorum hala. Bu sıralar en çok dinlediklerim arasında ise; Fat Freddys Drop, She Wants Revenge, Blonde Redhead, Oi Va Voi gibi isimler var.

iskender1

Sokaklar mı, galeriler mi? Senin sanatının yaşam alanı hangisi olmalı?
Tabii ki sokaklar! Keşke galeriye hiç muhtaç olmasam, keşke yaptığım her işi sokağa bırakabilsem. Hem maddi açıdan böyle bir gücüm olsa hem de bıraktığımda keşke orada durabilseler. O zaman çok daha farklı şeyler bırakırdım emin olun. Atölyemde olan her şey sokaklarda sergileniyor olurdu.

Yakın zamanda etkilendiğin kitap, film, oyun gibi önerilerin neler?
Son zamanlarda okuyup en çok eğlendiğim kitap “Kafası Güzel Filler ve En Acayip Deneyler”. Ufak hikayelerden oluşan, yaklaşık 100 sayfalık bir tuvalet kitabı diyebiliriz. İlginç bir konusu var zaten isminden de belli. Kitabın yazarı Alex Boese doktora tezi olarak dünya üzerinde yapılmış en acayip, ilginç ve iğrenç deneyleri bir kitap altında toplamış. Çok güzel deneyler var, insanoğlu ve yıllar hakında fikir edinebiliyorsunuz. Mesela Einstein’in bir sözü var, “İki şeyin sonsuz olduğunu biliyorum; evren ve aptallık!” sonra ekliyor: “Aslında ilki konusunda tam da emin değilim!”. Gerçekten insanoğlunun aptallığı sonsuz! 1950’lerde uranyumun Amerika’da her eve giriyor olması ve bu yüzden bir sürü insanın kanser olması konusunu işliyor.

Çok fazla film izlediğimden en çok etkilendiğim filmleri söylemek zor ama 2007 yapımı “The Man From Earth”ü bir de “The Men Who Stare at Goats”u ilk aklıma gelenler.

Son olarak gelecek sergin ve projelerinden bahseder misin?
Gelecek sergimin adı büyük ihtimalle “Shape Shifters” olacak. Algımızda oynanan oyunlar üzerine bir sergi olmasını hayal ediyorum. Mesela eskiden karın tokluğuna adam çalıştırmanın adına kölelik derlerdi, şimdi kurumsal diyorlar. Ne değişti? Zincir yok, kamçı yok ama onların yerine hırs var, mobbing var. Bu işleyeceğim temalardan bir tanesi olacak.

Tarih belli mi?
6 ay ila 1 yıl arasında bir sınır koydum kendime. Arada alacağım, almak zorunda olduğum, kendimi geçindirmek için olan işlere de bağlı. Bir sponsorum yok maalesef ki, olsaydı daha hızlı olurdu. Sergiye en az 10 iş hazırlamak istiyorum, bu minimumda 10 ay demektir. Yani yaklaşık bir yıl içinde sergi gerçekleşir.

İskender Giray’ı takip için:
Facebook: İskender-Giray-Atölye
Instagram: iskendergiray
Twitter: @iskendergiray

Video ve Fotoğraf: Özlem Şen
Müzik: Erdem Can “Western”