Röportaj: El Quinto

Kadıköy Moda’da, gizli bir kapıdan geçip apartmanın arkasına saklanmış bahçeye, oradan da Hazal Kızıltoprak’ın atölyesine geçiş yapıyoruz. Tavşan deliğinden geçen Alice gibi hissederek, El Quinto’nun fantastik dünyasını selamlıyoruz. Funk müzikler eşliğinde kahvemizden bir yudum alarak başlıyoruz. Evet, Hazal bize El Quinto’yu anlat…

Hikayeni başa saralım. Biraz kendinden ve El Quinto’dan bahseder misin?
3 yaşında bale yapmaya başladım. Sanırım bale ile beraber yaratıcı tarafım da gelişti. Annemle babamın evde bir atölyesi vardı. Küçüklüğümden beri her şeyi kurcalamayı sevdiğim için ellerimle üretebileceğim bir şeyler yapmak istedim. Üniversitede okurken o kadar sıkılıyordum ki bir şeyler çizmeye başladım. Fakat iyi çizdiğimi düşünmediğim için somut bir şeyler yaratmak istedim ve bu takıları hayata geçirdim. Böylece markam oluştu.

Röportaj: El Quinto

Markan üzerinde kaç yıldır çalışıyorsun?
Neredeyse üç yıl oldu ama koleksiyon çıkarma zamanını düşünürsek bir buçuk sene diyebiliriz.

El Quinto ismi nereden geliyor?
İsmin özel bir hikayesi var. El Quinto İspanyolca 5. demek. Ben küçükken babamın iş yerine gittiğim zamanlar bütün arkadaşları ona El Quinto diye seslenirdi. Ben de “Quinto ne acaba, babama neden böyle sesleniyorlar?” diye düşünürdüm hep. Babam vefat ettikten sonra abimle konuşurken “Neden quinto, bunu öğrenmek istiyorum.” dedim. Abim de babamı arkadaşlarının kendi aralarında olası 5. Küba lideri olarak gördüklerini söyledi. O anı çok fantastik buldum. Yapacağım şeylerin de böyle olacağını düşündüm. Neden birine olası 5.küba lideri dersin ki? Ya da kim böyle bir kolye yapmayı düşünür? O yüzden ismin markama çok uygun olduğunu düşündüm, hem de benim için özel bir hikayesi olmuş oldu.

Koleksiyon hazırlarken nasıl bir süreçten geçiyorsun, mesela yılda kaç koleksiyon hazırlıyorsun?
Moda sektöründe koleksiyon yaratırken Sonbahar-Kış gibi sezonlar var. Fakat takı biraz daha farklı. Koleksiyon çıkartırken önce ana fikri buluyorum, sonra bu fikrin nereye gideceğini düşünüyorum. Sonrası da geliyor zaten.

Yani nasıl içinden geliyorsa?
Aynen öyle belirli bir zamanı yok.

Şimdiye kadar 3 koleksiyon hazırladın. Tüm bu koleksiyonların oluşum süreçlerinden bahseder misin?
İlk koleksiyonumun adı ‘Flaws’du. Kusurların aslında bizi güzelleştirmesi üzerinden çıkan bir fikirdi. Çünkü ilk koleksiyonu kafamda görseller oluşturarak bir anda çizmeye başladım. Yaptığım tasarımlar çok simetrik parçalar ama aslında kendi içlerinde asimetrikler. Dışarıdan göründüğü gibi mükemmel değiller yani. İkinci koleksiyon ‘3 Sisters’ benim çok yakın olduğum kız arkadaşlarımdan ilham aldığım bir koleksiyondu. Hepsinin birbirinden farklı oluşlarını,içlerinde hem sert aynı zamanda yumuşak olmalarını takılarıma da taşımıştım.

Yeni koleksiyonum Urge’u oluştururken Hayao Miyazaki’nin bir sözünden ilham aldım: “Humans have both the urge to create and destroy.” Bu cümle beni gerçekten çok etkiledi. Son birkaç aydır kendimden hiç beklemediğim şekilde hareket ettim. Kendi sınırlarımı aştığım noktalar da oldu. 25 yaşına girerken yaşadığım değişimin yaptığım işleride etkilediğini düşünüyorum. O yüzden Urge’ün özel olacağını hissediyorum.

Röportaj: El Quinto

Koleksiyonların genelde kaç parçadan oluşuyor?
O da yine ruh halime göre değişiyor. Mesela ‘3 Sisters’ dört parçadan oluşan bir koleksiyon. Flaws yedi, Urge da renk seçeneklerini sayarsak on bir parçadan oluşuyor.

Tekrar son koleksiyonuna dönelim. Yaratım sürecini daha detaylı anlatır mısın?
Çok sancılı bir dönem oldu. Aslında daha önce çıkarmayı planlıyordum bu koleksiyonu. Bir de ilk iki koleksiyonda çok fazla ahşap kullanıyordum. Malzeme olarak biraz daha farklı şeyler denemek istedim.

Cape Town’lu  çok sevdiğim bir takı tasarımcısı var, Katherine Pichulik. Onunla tanıştıktan sonra bana verdiği öğütler sayesinde gerçekten ne yapmak istediğime daha fazla yöneldim diyebilirim. Çünkü ben takı tasarımında ilerlerken gümüşü de öğreneyim, bir sürü malzemem olsun elimde istiyordum. Onları tabii ki zamanla öğreneceğim ama markama dahil etmemeye karar verdim. Çünkü Pichulik her zaman tek bir şeye odaklanmamın beni daha ileriye götürebileceğini söyledi. Ben de elimde ip ve ahşapla nereye giderim diye düşünürken aslında çok fazla seçeneğim olduğunu, onlarla oynarken daha farklı şeyler çıkartabileceğimi gördüm. Urge bu yüzden bütün düğümlerin ve içimdeki dürtülerin şekil almış halini yansıtıyor.

Pichulik ile nasıl tanıştın?
Ben işlerini beğendiğim insanlarla tanışmayı ve bilgi alışverişi yapmayı çok seviyorum. Türkiye’deki tasarımcılarda maalesef uzak durma hali var. Hatta sen de benimle aynı işi yapıyorsun, o yüzden bana hiç bulaşma durumu bile oluyor. Katherine Pichulik’i Instagram’dan takip ediyordum. Bir gün Galata’da çekilen bir fotoğraf paylaştı. O ana kadar İstanbul’a geldiğini bilmiyordum. Hemen mesaj attım, “Ben de Türkiye’de takı tasarımcılığı yapıyorum, sizin işlerinizi çok beğeniyorum” diye. Anında cevap attı, “O zaman bana telefon numaranı ver yarın kahve içelim” diye. İnanamadım, bir süredir beğenerek takip ettiğim biriyle mesajlaştığıma ve buluşacağıma. Sonra buluştuk, kahve içtik, sohbet ettik, çok özel oldu her şey, birbirimizi çok iyi anladık. İki gün sonra rakı içmeye gittik, evime bile geldi birlikte müzik dinledik. Arada hala mesajlaşıyoruz.

Malzemelerini nerelerden temin ediyorsun?
İp ve ahşap kullanıyorum. Ağaç ve ahşap için bir tornacım var, onunla çalışıyorum. İpi de toptancılardan alıyorum.

Peki, tasarımların bir meyve olsaydı ne olurdu?
Ben meyve olsam siyah üzüm olmak isterdim ama sanırım El Quintolar’ım benim için limon. Onlarla kek yapacağım zaman da gelecek, salataya sıkacağım zaman da 🙂

Röportaj: El Quinto

Çalıştığın zaman müzik dinlemeyi çok sevdiğini çekimde farkettik. Neler dinliyorsun?
90’lar R&b parçaları ve 70’ler funk. Aslında her şeyi dinleyebiliyorum çalışırken, bir tek minimal elektronik müzikleri sevmiyorum. Şu ara çalışırken en çok Fairuz’un ‘To Assy’ albümünü dinliyorum. En çok sevdiğim parçası da Taht El Arishi.

Çalışma saatlerin nasıl?
Tam bir sabah insanıyım. Sabahları daha yaratıcı ve daha iyi hissediyorum kendimi ama bir şey yetiştirmem gerektiğinde gece mesaisi de yapıyorum.

Kolye ve bileklik dışında koleksiyonunu çeşitlendirmeyi düşünüyor musun?
Bileklikte tek bir modelim var ama çeşitlendirmek istiyorum. Çünkü insanlar küpesini ve yüzüğünü de istiyor. Ama onu biraz daha emin adımlarla gideceğim bir zamana bıraktım. Bir de ben daha çok kolye takan bir insanım. O yüzden onu daha iyi bildiğimi düşünüyorum sanırım.

Satış noktalarını öğrenebilir miyiz?
Tasarımlarıma, el-quinto.com üzerinden ulaşabilirsiniz ayrıca Suadiye’de Eight Project House, Tophane’de Laboratuvar‘da yer alıyor. Çok yakında Karaköy’de MaeZae ve Moda’da Atölye Yeti‘de yer alacak. Ayrıca Amerika dağıtımı yapan Los Angeles merkezli Ryze Projecthipicon.com, zet.com, shopthedesign.com ve yakın bir zamanda tüm bu satış noktalarına Danimarka ve İsviçre de eklenecek.

Dansa devam ediyor musun?
Bale okulundan mezun olalı 6 sene oldu ama ondan öncesinde zaten modern dans yapıyordum. Ona devam ediyorum şu an. 2014’de yönetmen bir arkadaşım olan Irmak Karasu ile birlikte Edifice’in adında bir dans filmi çektik. Ben hem koreografisini yaptım hem de filmde oynadım. Şimdi onunla ilgili festivallere başvuruyoruz. Kadın filmleri festivalinde seçildi. Aynı zamanda !f’ de gösterilecek.

10 yıl sonra bugün nerede ne yapıyor olacaksın?
Hiç bilmiyorum. Galiba bilmemek en güzel tarafı.

El Quinto’yu takibe almak için:
Instagram: elquintojewelry
Facebook: El Quinto
Twitter: @elquintojewelry

Video ve Fotoğraf: Özlem Şen