Röportaj: Damla Özdemir

Yeldeğirmeni’nin sanat kokan sokaklarından yürüyüp, esnafı selamlıyor, minik bir kapıdan içeri girip Damla Özdemir‘in kolaj dünyasına adım atıyoruz. Bizim için alıyor makası eline başlıyor kesmeye. Bir yandan çayımızı içiyor, bir yandan hipnotize olmuşçasına onu izliyoruz. Her kolajıyla bizi farklı hikayelere götüren Damla ile keyifli röportajımıza konuk olun.

Kendinden bahseder misin?
Bilgi Üniversitesi mezunuyum. Çift dal yaparak hem Reklamcılık hem de Sinema Televizyon okudum. Ardından Kültür Yönetimi masterı yaptım. Kolaj merakım üniversitede okurken başladı. İşe dijital kolaj yaparak başladım. Tüm görselleri internetten bulup, kolajları bilgisayar ortamında hazırlıyordum. Ama zamanla iki boyut bana yetmedi, yapay geldi. O yüzden de katmanları dışarı taşımak istedim. Ahşap kullanmamın da asıl nedeni bu. Geleneksel kolaj bana daha samimi geliyor. Bilgisayar ortamında daha planlı çalışıyorsun ama geleneksel kolajda daha serbest bir akış oluyor.

Röportaj: Damla Özdemir

İkinci kişisel sergin “Küçük Sabotaj // Minor Sabotage”ın oluşum süreci ve eserlerinden bahseder misin?
Eserler belirli bir düşünceyle oluşmadı, Gezi olaylarından sonra yaşadığım tıkanmanın sonucundaki bir boşaltımdı diyebilirim. Bir önceki kişisel sergim 2013’deydi ve geçen bunca sürede toplumsal olarak çok fazla sürüklenme yaşadık. Çok ciddi patlamalar oldu ve gerçek anlamda yeni bir ben oldum diyebilirim. Aydınlanma veya birlik düzeyini deneyimlemenin verdiği bir uyanış da denilebilir. Ama bunu yaşamak bireysel yönden çok zordu. Çünkü sürekli üreten ve üretmek isteyen biri olarak bu uyanışı tam içselleştirmediğinde içinden bir şeyler çıkamıyor ya da çıksa da ‘ben’ gibi olamıyor. Önce bu içselleştirmeyi yaşadım ve sonra sergimdeki işleri ürettim. 

Küçük Sabotaj // Minor Sabotage ismi nereden geliyor?
Sergimin ismiyle Gezi sürecine göz kırpmak istedim. Bu sergi için işleri seçtikten sonra isim aramaya başladım. Daha önce çalıştığım küçük kolaj defterlerimi karıştırırken orada yaptığım ‘Küçük Sabotaj’ kolajını buldum. İngilizce’de ‘Minor Sabotage’ diye bir şey var ama Türkçe’de Küçük Sabotaj diye bir şey yok. O yüzden Türkçesi pek bir şey ifade etmiyor. ‘Minor Sabotage’ aslında 2. Dünya Savaşı’nda Polonyalı bir grup öğrencinin Nazilere karşı başlattığı şiddetsiz ve tamamiyle mizah içeren bir hareketi temsil ediyor. Duvarlara karikatürler çizerek ya da Nazi posterlerini değiştirirek isyanlarını ortaya koymuşlar. Tabii ki karşılık olarak gayet faşist bir tavırla idam edilmişler. Bu olayı Gezi sürecine benzettiğim için ve insanı harekete geçiren agresif bir tarafı olduğu için bu ismi kullanmak istedim.

Kolaja yönelmenin özel bir sebebi var mı?
7 senedir kolaj yapıyorum. Kolajdan önce başka deneyimlerim de oldu. Animasyon yaptım bir süre, kuklayla ilgilendim ve resim yaptım ama hiçbiri bana kolajın verdiği hazzı yaşatmadı. Kendimi çok iyi ifade edebildiğim bir alan olduğunu hissettim ve başka bir şeyle uğraşmak istemedim. Önce sadece dijital kolaj yapıyordum şimdilerde 3 boyutlu kolaj, geleneksel kolaj veya asamblaj gibi farklı türlerini deniyorum.

Röportaj: Damla Özdemir

Fotoğraf: Serdar Çelik

Yaratım sürecin nasıl ilerliyor? Resim gibi önce eskiz oluşturuyor musun yoksa tesadüfler mi seni yönlendiriyor?
Genelde spontane gelişiyor. Önceden bir düşünce veya tasarım yapmıyorum. Sadece bir görsel beğenip önce onunla başlıyorum ve yaptıkça ne yapmam gerektiğini anlayıp devam ediyorum. 3 boyutlu kolajları bilgisayar ortamında hazırlayıp sonra gerçeğe uyarlıyorum. Geleneksel kolajlar ise çoğunlukla kendi kendine gelişiyor. Ama ara sıra onların da ön çalışmasını dijital ortamda yaptığım oluyor. Geleneksel kolajda geri al tuşu olmadığından birçok şey çöp olabiliyor, ben gerçekten özen gösteriyorum olmasın diye. Bu güne kadar en fazla 3 iş atmışımdır herhalde. Bunlar hep eski dergilerle çalışmamın getirdiği zorluklar. Geleneksel kolajın aslında güzel olan tarafı bu, mesela uhu mu taştı üzerine başka bir şey yapıştır, kağıt mı yırtıldı onu kes başka bir şeye dönüştür falan.

Kolajlarını bulduğun görsellerle mi yapıyorsun sadece yoksa fotoğraf çekip kullandığın zamanlar oluyor mu?
Şu an bulduğum görsellerle yapıyorum ama ileride çektiğim fotoğrafları da kullanabilirim. Erkek arkadaşım fotoğrafçı, bir keresinde onun çektiği bir kareyi arka plan olarak kullanmıştım. Aslında son sergimde birkaç kendi çektiğim fotoğrafı da kullandım. İleride çoğalır mı bilmem ama çok önemli bir detay değil benim için.

İşlerinde ahşap, plexiglass ve ayna gibi malzemeler kullanıyorsun. Üretim sürecinde malzemeleri ve teknikleri neye göre belirliyorsun?
Genelde alt planda ahşap kullanıyorum. Çok güzel ve kolay müdahale edilebilir bir malzeme. Ahşaptan ahşaba da farklılık gösteriyor tabii. Çok serti de var demir gibi, sünger gibi yumuşakları da. Ben genelde kolayca zımpara edebilir miyim, kolay şekillenir mi, ona bakıyorum. Üst malzeme olarak da bazen kumaş kullanıyorum. Son sergimde taş kullandım mesela. Kolajlarımı önce dijitalde çalışıyorum. Eğer dijitalde neon bir renk kullandıysam gerçeğe kumaşla aktarıyorum.

Röportaj: Damla Özdemir

Kolajlarında kadın imgesi vurgu merkezi. Yarattığın bu kadınları nasıl tanımlarsın?
Özgür ve kendi istedikleri gibi yaşayan kadınlar bunlar. Erkek egemen toplumda erkek için yaşamayan kadınlar. İstedikleri kadar çıplak olsunlar, istedikleri kadar bedenlerini kullansınlar yine de erkeklerin onların üzerinde bir hükmü yok. Tacize ya da tecavüze uğrayamazlar çünkü kendi dünyalarında yaşıyorlar ve o dünyada çok özgürler. Anlattığım kadınlar hep varlıklarını ortaya koyan, çıplaklığından utanmayan, kimliğini seven, dışlanmalara karşı gelmiş, özgür kadınlar…

Ben kadınların varlığını ortaya koymak istiyorum. Kadınlar her zaman medyada ya da sanatta erkeklerin beklediği görsellikte sunuluyorlar. Kadınların kontrolü dışında gerçekleşiyor bu durum. Ben de bir kadın olarak bu sorunu daha rahat aktarabiliyorum. Benim işlerimde kadınlar kendi kontrolleriyle özgürce var olabiliyorlar. Tabii ki hepsinde ben de varım, kendimden baz alıyorum. Hepsi bir noktada benim aslında.

Atölyenin Yeldeğirmeni’nde de olmasının özel bir sebebi var mı?
Özel bir sebebi yok. Yeldeğirmeni’ni çok sevdim ve sanat atölyeleri için uygun bir yer. Çünkü yerleşik insanları yeni gelenlere kucak açıyor destek oluyor. Ve eğer sanat atölyesinde malzeme kullanan biriyseniz, bu mahallede her türlü esnaf mevcut. Marangozundan tutun, demircisine kadar her şey var. Her anlamda çok çeşitli bir mahalle.

Bir sanatçı olarak Türkiye’deki Galeri-Sanatçı ilişkisini nasıl bakıyorsun?
Galeriyi yöneten kişi sanatçıyla arkadaş olmalı. Benim için iki kişisel sergimde de çalıştığım Galeri İlayda öyle mesela. Ama maalesef benim de daha önce deneyimlediğim patron-işçi ilişkisi yaşanıyor zaman zaman. Şirket politikası uygulayan galeriler sanatçıya ihtiyaç duyduklarını unutarak hareket ediyorlar. Sanatına biçilen değer ve yaratılan popüler sanatçı kavramı zaten çok üzücü, bunu hep kafamdan atmaya çalışıyorum. Beni ilgilendirmemeli o kısmı, ben sadece üretimime bakmalıyım. Umarım herkes böyle yapamaya çalışıyordur. Çünkü başka türlü varolman mümkün değil.

Röportaj: Damla Özdemir

Fotoğraf: Serdar Çelik

Çalışırken müzik dinliyor musun?
Contemporary’deki işlerim üzerinde çalışırken o dönem hep Fikret Kızılok dinledim. Çalışırken daha sakin müzikler tercih ediyorum ama normalde daha çok saykodelik parçalar dinliyorum.

Sanatçı kimliğinin dışında seni besleyen başka ilgi alanların var mı?
Her şeyle ilgiliyim, ama bu ‘her zaman’ her şeyle ilgiliyim demek değil. Her zaman değişken ilgi alanlarım var. Bir dönem çevre meselelerine takmıştım. Hatta daha da ciddiye alıp büyük bir çevre STK’da çalıştım, eylemler yaptık çevreyle ilgili. Başarılarımız da oldu. Sonra göç meselesine taktım kafayı, göçle kültürün değişime uğramasıyla ilgilendim. Şimdilerde kadın meseleleri çok fazla ilgimi çekiyor.

Sana ilham veren sanatçılar kimler?
Bana ilham veren bir takım toplumsal bazda olaylar var. Ve genel olarak ilham aldığım şeyler her zaman değişiyor. Kendi hayatımda yaşadığım şeylerden de ilham alabiliyorum ama dediğim gibi Gezi sürecinden sonra igilendiğim meseleler bireyselden, toplumsala geçti. Bazen haksızlıklardan etkileniyorum, bazen eşitliğin sağlanmasından besleniyorum. Ve ilham aldığım kişiler var; politikacılar, yazarlar, sosyologlar, güçlü olduğunu düşündüğüm kadınlar… İsim isim saymıyorum çünkü çok uzar gider.

Röportaj: Damla Özdemir

Fotoğraf: Serdar Çelik

İlerde farklı disiplinlerde işler görecek miyiz? 
Evet bu sergimde bazı asamblaj denemelerim oldu. Daha fazla denemek istiyorum çünkü organik malzemeyle çalışmak gerçekten çok hoşuma gitti. Ve tabii ahşaptan heykel oymak istiyorum. Biraz denemelerim var ama yeterli değil o yüzden kendime saklıyorum 🙂

Gelecek planların arasında neler var?
Sergi sonrası dinlenme sürecindeyim. Yurtdışına çıkıp sergi gezmek, sanatçılarla tanışmak gibi planlarım var. Doymak yani kısaca. Bu ülkeden kısa bir süre de olsa uzaklaşmak gerek.

Damla Özdemir’i takip için:
Facebook: Damla Özdemir
Gallery İlayda

Video ve Fotoğraf: Koray Özyörük
Kurgu: Onur Özcan