Röportaj: Avareler

Sokaklara yapılan işleri maalesef çoğu zaman telefon ya da bilgisayar ekranlarından takip ediyoruz. Bu ironik durumu kıran Avareler, yaşadıkları kenti etkileyici bir sanat alanına dönüştürüyor. Ankara sokaklarını zekice kurgulanmış eserleriyle dolduran grubun işlerini arada beyaz cam olmadan görmek için vakit kaybetmeden başkentin yolunu tutuyoruz. Yüzüncü yıl, Beşevler, Batıkent, Tunalı Hilmi Cad., Armada Üst Geçidi, Trafolar… Kısacası şehrin her yerinde size iyi bir filmden fırlamış hissi veren “o an”ı yaşatmak için üretiyorlar. Avareler ile sokaklarla kurdukları organik bağı ve diğer şeyleri konuştuk.

Öncelikle hikayenizden bahseder misiniz. Nasıl bir araya geldiniz?
Yeşil: Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeniz hepimiz. Aynı bölümde okuyorduk, sürekli beraberdik. 2011’in sonlarına doğru böyle bir oluşum kendiliğinden doğdu. İlk başta üç kişiydik.
Mavi: İlk işimiz de, resim yapmak için aldığım kartonlarla ortaya çıktı. Elimdeki 100-150 kartonla ev ve okul yolunda olan levhalara büyük bir yazı yazalım dedik. O sıralarda The Doors dinliyorduk, onlarla besleniyorduk. Sonuç olarak “Doors dinle, içki iç Ankara” yazısı çıktı. Üçümüz de resim disiplininden geldiğimiz için bu hareket bize ilk defa kendi alanımızda özgür olduğumuzu farkettirdi. Israrımız buradan geliyor.

Röportaj: Avareler

Yani galeri ressamları değilsiniz?
Mavi: Yani öyle de olunabilir, galeri ressamlarına bir lafımız yok. Sonuçta Güzel Sanatlar’da bir eğitim alıyorsun ve iki-üç yılda verilen eğitime doymaya başlıyorsun. Bir süre sonra elinde olmadan sağından solundan asıl içindekiler açığa çıkmaya başlıyor. Ama diğer taraftan bazı insanlar da beş-altı yıl geçer hala oturur tuvalin karşısına, çiçek çizer, böcek çizer. O daha rahatsız bir durum gibi geliyor bize.
Siyah: Zaten artık senden sızanları frekans gibi başkaları da yakalıyor. Mesela Mavi bana ilk billboard işleri için geldi ve dahil oldum ekibe. Fikir çok hoşuma gitti, önceden de zaten bir iki kere kız arkadaşımla stencil yapmıştım sokaklarda. Sonra baktım ekip de iyi, devamı kendiliğinden geldi.
Mavi: Siyah’ın girdiği süreçte on kişi daha dahil oldu ekibe. Oradan birkaç kişi elendi, iki-üç kişi kaldı. Bu elenmenin korkmayla falan alakası yok, tamamen sosyal uyumla alakalı. Biz bir arada yaşayan insanlarız. Beraber yaşarken bile uyumlu olmak gerekiyor sonuçta. Ahenk tutarsa oluyor.
Siyah: Konuşmadan anlaşıyoruz. İlk başta on kişiye baktığımda herhalde bu böyle gider demiştim ama sonra doğal bir seleksiyona girdik. Herkes bireysel işlerine yoğunlaştı falan. Beş kişilik özü kaldı.

Peki aranızda tam zamanlı işi olan var mı?
Mavi: Yeşil’in vardı, şimdi bir de Kırmızı’nın resim kursu var. Ben ve Siyah da barda çalışmıştık.
Yeşil: Tüm bunların dışında para gelicek her işi yapıyorum. Mesela en son anlaşmalı olarak ÖSYM’de ve Bauhause’ta çalışmıştım.

Avareler ismi nereden geliyor?
Mavi: Yaşantımızdan geliyor. Aslında kalacak yerimiz vardı, hepimizin ailesi Ankara’da yaşıyordu ama o bizi pek sarmıyordu. Biraz sokakta yaşamayı sevmekle, kamusal alanlarda vakit geçirmekle bağlantılı.

Röportaj: Avareler

Gezi olaylarından sonra politik mizah çok gelişti. Yaklaşık beş yıldır bu tarzda işler üreten bir ekip olarak mizah dolu anlatımınızın çıkış noktaları neler?
Kırmızı: Gezi’de herkes duvarlara içinden geçenleri yazmaya başladı. Bu duruma çok mutlu olduk ve bize bir ihtiyaç olduğunu hissetmedik. Sadece bir-iki kere yaptık, o da elimizde spreyle gezerken “dur şuraya bir şey yazalım” şeklinde oldu, planlamadık. Ama başından sonuna kadar oradaydık. Sokaklara yaptığımız işlere gelince; sokak zaten bizim yerimiz, hepimiz sokakta büyüdük. Sokakta büyümeyen adam zaten gelip de sokakta iş yapmak istemiyor. Hepimiz avare yaşadık ve sokağı tanıdık. Bir mesaj verdiğimiz zaman insanların ona nasıl tepki vereceklerini de tahmin ediyoruz artık.
Mavi: Aslında sokağa çok anlam yüklememek lazım. İnsanlar ciddi bir şeyi duymayı istemez, hep erteler. İşin içine mizah koyunca otomatik olarak çekici hale geliyor. Gülmesini engelleyemiyor ve bu sırada farkında olmadan sürecin içine girmiş oluyor.
Siyah: Biz zaten ciddi olanı beceremiyoruz, öyle de bir durum var. Anlaşılabilirliği de daha kuvvetli oluyor mizahın. Bazen çok kısa bir cümle,önemli bir husumeti cuk diye anlatabiliyor.
Mavi: Bir şeyi çok içselleştiren ve kafa yoranlar arasından, bunu en kısa yolla anlatan adam durumu en çok anlayan kişidir die düşünüyorum. Bahsettiğim şey sadece sanatla alakalı da değil. Biyoloji, kimya, fizik, her dalda geçerli. Bir örnek bazen binlerce sayfaya bedeldir.

Sokakta çalışmak maalesef beraberinde bazı sorunlar getiriyor. Bu durum tedirgin ediyor mu sizi?
Siyah:
Önlemler alıyoruz. Bodoslama çıkarsan illa bir amatörlük yaparsın ve o da başarısız bir eyleme dönüşür.

Bir iş yaptığınızda ne kadar duruyor duvarda?
Mavi: İşe göre değişiyor. Eğer içinde politika barındırıyorsa bazen bir gün bazen bir saat. İçindeki mesajı anlamıyorlarsa daha uzun kalıyor duvarlarda.

Röportaj: Avareler

Ankara dışında duvar boyadığınız oldu mu?
Mavi: İstanbul’da Ali Ağaoğlu ile ilgili bir iş yaptık. Taksimde bir inşaatın tahtalarına yapıştırmıştık. Eskişehir de marker kalemle dolanırken sağa sola çizdiğimiz resimler var.

Size maddi açıdan destek olan birileri var mı?
Siyah: Tek tük oluyor. Heykeltraş bir tanıdığımız “Bal Porsukları Partisi” projesi için yardımda bulunmuştu.

Röportaj: Avareler

İşlerin ortaya çıkış sürecini çok merak ediyoruz. Mesela “Ben sana blues dinleme demiyorum. Sazını dinle blues’unu yine dinlersin.” işi nasıl ortaya çıktı?
Siyah: Ekipteki herkesin manitalarından ayrıldığı bir dönemde ortaya çıktı. Ayrılık acısıyla türkü dinlemeye başladık. Neşet Ertaş, Ruhi Su, Selda Bağcan falan. O laf da bizim aramızda büyük bir geyiktir; annelerin “Ben sana resim yapma demiyorum, öğretmen ol, resmini yine yaparsın” muhabbetinden geliyor. Biz onu dilimize doladık ve sonuç olarak böyle bir fikir çıktı ortaya. O projedeki tek sorun çok sevdiğimiz isimlerin arasından seçim yapmak oldu. Çok zorlandık:)

Bir diğer efsane işiniz ise “Bal Porsukları Partisi”.
Mavi: Seçim zamanı yaklaşıyordu. Üç ay kalmıştı. Bir gün Kızılay’dan aşağıya doğru yürürken bir seçim panosuna denk geldim. İçi buğulu olduğundan adayın kim olduğu seçilemiyordu. O anda aklıma geldi. Zaten Yeşil, üniversite zamanında reklam panolarını manipüle ediyordu, bu işte çalışmıştı. O zaman öğrenmiştik billboard’lara yerleştirme yapmayı. 30 poster hazırladık. İki gece sürdü. Bütün sevdiğimiz insanları kullandık, uzmanlık alanlarıyla ilgili eşleştirdik. ‘Babalar’dan seçki yaptık. Sonra görselleri hazırladık. Para sorunu vardı onu da bahsettiğimiz heykeltraş karşıladı.

Röportaj: Avareler

Bal porsuğu ismi nereden geliyor?
Mavi: İzlediğimiz bir belgeselden geliyor. Korku güdüsü çalışmayan tek hayvan Afrika bal porsukları. Aslana bile kafa tutabiliyorlar. Dayak yedikten sonra anlıyor ondan güçsüz olduğunu. Ama yine unutup saldırıyor. Ekibe baktık ve bizi daha iyi anlatan başka bir canlı olamaz diye düşündük.

Bir de videosunu izleyip çok sevdiğimiz “Kale Arkası” işinden bahsedelim?
Kırmızı: İnsan vücudundan kalıp almayı öğrenmiştik, biz bunları bir yerde kullanalım dedik. İlk başta bu çalışmayı otobüs duraklarına koymayı planladık. Yaptığımız maketlerin kafalarına küçük panolar hazırladık, bir de ampül yerleştirdik. Koyduk ilk otobüs durağına, uzaktan baktık bomba gibi duruyor. O gün de Dışişleri Bakanlığı’na ses bombası atılmıştı. Vazgeçtik, duraktan alıp yıkık bir binaya koyduk. İşin en komik tarafı, bekçinin maketleri insan sanıp “İnin oradan!” diye ısrarla bağırmasıydı.

Röportaj: Avareler

Hazırladığınız sloganlar nerden geliyor, bir yerden esinleniyor musunuz?
Mavi: Tamamen aramızdaki muhabbetlerden ortaya çıkıyor. Mesela “Bütün gökdelenler sahiplerine girsin” sloganı, ekipteki herkesin aynı şekilde düşünüp hissetmesinden dolayı türetildi. Yapılan muhabbet bunu tetikliyor ve en sonunda bir forma giriyor. Kendini film, müzik ve kitaplarla beslersen zaten onlar içindekini havanlandırıyor ve yaratıcılığına kelime ya da görsel olarak geri dönüyor.

İnsanların en çok neyi anlamasını istiyorsunuz? Nedir Avareler’in vermeye çalıştığı mesaj?
Mavi: İnsanların aslında bir şey anlamasını istemiyoruz. İşine ya da fatura ödemeye giderken düşündüğü ve alışık olduğu bir düşünce mekaniği var. Bizim çalışmamızı görünce onu biraz manipüle etmesini, farklı şeyler düşünebilmesini, hayatta başka şeyler de olduğu gerçeğini farketmesini istiyoruz aslında.
Siyah: İşlerimizi gördüğünde insanın içinde bir kibrit çakmasını istiyoruz. On yıldır sevmeden çalıştığı işinden, sıkışmış hayatından sıyrılıp sokakta karşısına çıkan resmi ya da sözü gördüğünde kendini dökebiliyorsa tamamdır. O adam zaten ondan sonra birçok şeyin değişmesine adım atmak için bir taş da ben koyayım diyecektir.
Mavi: O işi gördükten sonra yedi yıldır çalmadığı ıslığı çalmaya başlarsa, yaptığımız iş görevini yerine getirmiş demektir.

Röportaj: Avareler

Peki nereye gider bu işin sonu?
Siyah: Evlenip çoluk çocuğa karışacağımızı sanmıyorum açıkçası. Belki yaptığımız iş benzer bir şeye evrilebilir.
Kırmızı: Bu bir gençlik hevesi olarak başlamadı zaten. Bir yaşam tarzı bizim için. Öyle düşünenler burada kalamadı zaten. Bizi tanıyan insanlar da ilk başaldığımız da heves olduğunu düşündü ama sonra süreç devam edince yanıldıklarını anladılar.
Mavi: Şimdi araya uzun bir zaman girince; “Nerdesiniz? İşlerinizi daha büyük boyutta yapsanıza” gibi tepkiler geliyor.

Yakın zamanda hayata geçirmeyi düşündüğünüz yeni bir proje var mı?
Mavi: 4 cepheli bir alt geçite spot yerleştirip, yeşil ve şeftali renginde boyayacağız. Bir cephe tamamen yeşil, diğeri ise şeftali renginde spot ışıklardan oluşacak. İki cephenin ortasına da yukarıdan iki tane disko topu asacağız. İşin ismi de “Mahallenizi Erotikleştirin!” olacak.

Son olarak sizi etkileyen zihin açıcılarınızı öğrenebilir miyiz?
Yeşil:
İlk aklıma gelen kitap Hakan Günday’ın Piç’i, film olarak da The Baader Meinhof Complex’i çok severim.
Siyah: Yılmaz Güney’in bütün filmleri iyidir. Fatih Akın’ı da severim. Ressamlardan Paul Klee’nin işlerini seviyorum. Sokak sanatçılarından b52 ve banksy takip ettiğim isimlerden.
Kırmızı: Biz hepimiz belgesel izleyen insanlarız. Özellikle evren ve hayvan belgesellerine bayılırız. Joy Division sever, dinleriz. Ben tam bir Ahmet Kaya hastasıyım. Tüm şarkılarını ezbere bilirim.
Mavi: Film olarak Buffalo 66, 400 darbe, Duvara Karşı, Jacques Mesrine, Aşk Hakkında Kısa Bir Film, Mavi-Kırmızı ve Beyaz üçlemesi, 7 samuray, Reservoir Köpekleri ilk aklıma gelenler. Müzikte Tindersticks, The Doors, Tom Waits, Duman, Neşet Ertaş, Erkan Oğur, Ruhi Su en sevdiklerim arasında. Kitapta önerilerim de şöyle; Kürk Mantolu Madonna, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi, Bozkırkurdu, Nietzsche Ağladığında ve Çavdar Tarlasında Çocuklar.

Avareler‘i takibe almak için:
Facebook

*Görseller, Avareler’in Facebook hesaplarından alınmıştır.

Video: Outsiders Mag
Kurgu: Onur Özcan